Süper Lig’de aralıksız 13 sene oynayıp Fenerbahçe, Trabzonspor, Ankaraspor, Kasımpaşa, Sivasspor, Erzurumspor, Akhisarspor ve …

Süper Lig’de aralıksız 13 sene oynayıp Fenerbahçe, Trabzonspor, Ankaraspor, Kasımpaşa, Sivasspor, Erzurumspor, Akhisarspor ve Bursaspor formalarını giydikten sonra futbolu bıraktı. Şimdi Plaj Futbolu Ulusal Grubumuzun takımında yer alıyor ve bu alanda da Türkiye’ye hizmet etmek istediğini söylüyor. Ülke futbolunun kederinin altyapı değil organizasyon olduğunun altını çizip önce teknik yönetici, sonra da kulüp başkanı olarak bu tertibe katkı vermenin hayalini kuruyor. Röportaj: TamSaha / Rasim Artagan Geçtiğimiz Mart ayında profesyonel futbol hayatına nokta koydun. 26-27 yıldır futbolun içindesin ve 18 yıl Türkiye’de üst seviye futbol oynadın. Profesyonel hayata nokta koyma kararı nasıl oluştu? Aslında hiç oluşmadı. Son iki sezonda Bursaspor’daydım. Futbolu en az 40 yaşına kadar oynama hayalim vardı. Fiziğim de buna müsait. Sezon başında Süper Lig’den bir ekiple anlaşabilseydim ya da Bursaspor’da devam edebilseydim futbolu bırakmayacaktım. Bursaspor’un haricinde alt ligde diğer bir takımda oynamayacağımı daha önce söylemiştim. 6-7 ay ara vermişken ve teknik yöneticilik hayalim de varken bırakmayı seçtim. Antrenör Eğitim Programı’nda Plaj Futbolu Ulusal Takım Teknik Yöneticimiz Ozan Yılmaz Hocam bana, “Çok fitsin. Plaj futbolunda oynamayı düşünür müsün?” dediğinde ne palavra söyleyeyim, hayır diyemedim…
Zaman çok süratli geçti. Futbola başladığımda hayalim Real Madrid’de, Barcelona’da oynamaktı. Allah nasip etti Fenerbahçe’de, Trabzonspor’da, Bursaspor’da oynadım. Çok süratli ve adrenalin dolu geçti zaman. Türkiye’nin en iyi futbolcularından birisi olmak, her zaman hafızalarda kalmak istiyordum. Yeteneğimi bildiğim için o düzeyde olmaya çalıştım ve olabildiğim kadar oldum. 13 sene aralıksız Süper Lig’de oynadım. Bunun altı yılı büyük ekiplerde geçti. Alex gibi, Hagi gibi, Sergen gibi isimler her zaman idollerimizdi. Allah’a şükürler olsun ki, Türkiye’de kendimi onların yanına koymasam da onlardan sonra gelen futbolcuların yanına rahatlıkla koyabilirim. Daha düzgününü yapabilir miydim? Olabilirdi. Çok sakatlıklar yaşadım. Ama her zaman şükreden ve pozitif bakan bir yanım var. Buna da bu türlü bakıyorum. 35 yaşındaki Özer olarak, 20 yaşındaki Özer’e bugün ne söylerdin? 20 yaşındaki Özer’e sanırım hiçbir şey söylemezdim. Gençken de çok olgun, sahiplenen, erken yaşta liderlik yapan bir futbolcuydum. “Tadını çıkar Özer” diyebilirdim ama o da çıkartırdı zati (gülüyor). Tadını çıkardım gerçekten… Aklında kalan, unutamayacağın maçlar ve golleri bizimle paylaşabilir misin? Çok şey var hatıralarımda… Aklıma şampiyonluk geliyor… Fenerbahçe’de oynarken Mersin Antrenman Yurdu’na 50 metreden attığım gol geliyor… 7 ay oldu futbolu bırakalı ama inan bana güya her gece yattığımda güya sabah uyanacağım, maça gideceğim, galibiyet golünü atacağım gibi geliyor… Kopamadım gibi hissediyorum. Özlüyorum. Ben futbola âşık bir beşerim. Bu sabah plajda ayak tenisi oynuyoruz Ulusal Takım’la… 8 saat oynarım… O denli seviyorum topla haşir-neşir olmayı… Gücüm de hep yüksektir. Allah uzun ömür versin ama hep bu türlü bir atlet ve faal tarafım olacak… Bugünden sonraki meslek planını nasıl yaptın? İlk başta bir teknik yöneticilik hayalim var. Sonrasında da inşallah başkanlık hayalim geliyor. Türk futboluna önce teknik yönetici olarak bir şeyler katmak, sonrasında da bir kulüp başkanı ya da bir yerde baş olarak hizmet vermek istiyorum. Beni kamçılayan şey, 7 yaşındaki bir çocuğu alıp 17 yaşına kadar en üst düzeyde hazırlamak. Bayern Münih’in kendi oyuncularını hazırladığı gibi hazırlamak… İleride kendi kulübüm olursa, bu sistemi oturtmak istiyorum. Merhum İlhan Cavcav’ın Gençlerbirliği sistemini çok beğeniyorum. Ankaraspor’da oynarken kuzenim de Gençlerbirliği’nde oynuyordu. Gidip onların maçlarını izliyordum. 1990 doğumlu Soner Aydoğdu grubu… Gençlerbirliği sistemi çok hoş bir sistem. Ben de Almanya’da doğdum büyüdüm, oradaki sistemi de biliyorum. Altınordu şu an hoş bir sistem ilerletiyor. Benim maksadım da hem eğitim düzeyi hem de futbol zekâsı yüksek oyuncularla hoş bir ekip oluşturmak. Bu çocuklar ileride Benfica’ya, Bayern’e deplasmana çıktıkları zaman hiçbir eksiklik yaşamasınlar… Bu emelimi gerçekleştirmek için vakte gereksinimim var. Geceleri yatmadan bunun hayallerini kuruyorum. Allah nasip ederse bir kulüp alma hayalim var. Futbolu bırakalı 7 ay oldu ama hâlâ çok formda ve güçlüsün. Şimdi Plaj Futbolu Ulusal Grubu’na geldin… Aslında bu senin için yeni bir meydan okuma… Plaj Futbolu Ulusal Ekibi’ne geliş seyahatin nasıl gelişti? Evvelden Eurosport’ta plaj futbolu turnuvalarını izliyordum. Eric Cantona katılıyordu… Zaman zaman devrimizde hayran olduğumuz oyuncular katılıyordu. O günden beri içimde plaj futbolu oynamak vardı. Altyapıda futsal da oynadım. Futsala daha yatkın olabilir bedenim. Plaj futbolunu bir deneyip kendime meydan okumak istedim. Şu an antrenmanlara başladık. Gördüm ki hakikaten zor. İstikrarlı bir şekilde istemek lâzım. Bunu anladım. Hırslıyımdır da… Az çok biliyorsunuz. 2006 yılında yeniden TamSaha’ya röportaj vermiştim. O röportajın başlığı “Komple Sporcu” idi… Ben kendime güveniyorum. Futsalda, plajda, masa tenisinde her yerde ülkemi en iyi şekilde temsil etmek için meydan okurum. Plaj futbolunun apayrı bir sistemi, apayrı bir lisanı var. Olağan futbolla arasındaki farklara baktığın zaman sen neler görüyorsun? Plaj futbolu seni nasıl heyecanlandırıyor? Kimi şeyleri çok yaşamışsındır ama kimi şeylere de o kadar açıksındır ki… Sahiden çok açığım şu an plaj futboluna… Yeteneğim, hırsım ve azmim var, öğrenebilirim. Kendime güveniyorum, çalışacağımı da biliyorum. Kendime meydan okumak için hoş bir fırsat. Yeniliklere çok açık bir beşerim. “Bunu yapamam” dediğim bir şey olmamıştır. Plaj futbolu çok zor. Bunu ilk iki günde gördüm. Ama bugün röveşata ile servis attım ayak tenisi oynarken; ikinci günde bunu yaptıysam inşallah 10’uncu günde röveşatayla gol atıp Ozan Yılmaz Hocama koşarım diye düşünüyorum… Almanya’da doğup büyüyen oyuncular, o ekolü ve disiplini almış oluyor. Alman ekolü sana neler kazandırdı? Organizasyon bana çok şey kattı… Asıl olan her zaman tertiptir. Daha önce TamSaha’ya verdiğim röportajda “Sorun altyapıda” demiştim… Ama şimdi Türkiye’de 18 sene geçirdim. Görüyorum ki sorun üstyapıda. Açar mısın biraz? 18 yılımı Türkiye’de geçirdim. Her zaman “Türk futbolunda sorun altyapıda” diyorduk. Ama sorun altyapıda değil, tertipte. Almanya’da 6 yaşındaki çocuk amatör ligde turnuva oynamaya başlıyor. Turnuva ve maç heyecanını yaşıyor. O kadar çok maç oynuyor ki, bir senede 80 maç ortalamasıyla 13 yaşına geldiğinde 400-500 karşılaşmayı buluyor. Yazın yeşil sahada, kışın salonda oynuyor. Bizim çocuğumuz 13 yaşına geldiğinde ilk maçına çıkıyor. Yani 13 yaşındaki Alman senin kaç maç önünde… Organizasyon var… Geçen Şota Hocamla otururken bana dedi ki, “Hollanda’da hafta sonu 70 bin amatör maç var.” 70 bin amatör maç demek 70 bin organizasyon, hakem, saha, hekim demek… Ve yalnızca Hollanda’dan bahsetti. İnanıyorum ki Almanya onun iki katıdır. 18 yıldır Türkiye’deyim. Tesisleşmede çağ atladık. Yeni statlarımız ve tesislerimiz çok hoş. Büyük ilerleme var. Aziz Başkan’ın (Yıldırım) en sevdiğim huyu, amatör sporlara çok yardım ediyordu. Ülke olarak sportmen yetiştirmemiz gerekiyor. İnanın amatörden başlıyor bu iş. Ailelerin hafta sonunda çocuklarının elinden tutup amatör maçlara getirmeleri gerekiyor. Bizde bu organizasyon eksikliği var. 20 senede nasıl statlar, tesisler geliştiyse ilerleyen 20 sene içinde de bu tertibin gelişmesi lâzım, Her bir şehirde, ilçelerde amatör liglerin olması ve çocukların 6-7 yaşında başlaması gerekiyor. 25-26 sene önce sen bunları gördün… Evet, ben bunları yaşadığım için söylüyorum. Türkiye’de 18 senede Trabzonspor, Fenerbahçe, Bursaspor, Ankaraspor ve Gençlerbirliği’nin altyapısını gördüm. Bizim yetenekli gençlerimiz var. Ama Avrupa’da 13 yaşında adam 500 maç önce başlıyor futbola… O 500 maç ne demek biliyor musun? Ben maça çıkıyorum, antrenman gibi geliyor; sen maça çıkıyorsun heyecandan ölüyorsun. Ailem ne diyecek, beni beğenecekler mi? “En hoş idman, maçtır” diyor ya Almanlar… Boşuna Dünya Kupalarını kazanmadılar… Alex’le sohbet et… Coritiba’da büyümüş… Coritiba, Almanya sistemine benziyor. Alex futsal oynamış altyapıda… O beşere neler katıyor biliyor musun? Dar alanda süratli düşünme, geçiş oyunu, daima sayısal üstünlük kurma, iki istikametli oyun, en kısa sürede doğru karar verme, çalım, yetenek… O kadar çok şey barındırıyor ki… Bizim Türkiye’nin her okulunda Almanya’daki gibi spor salonu olması gerekiyor. 2015’te Trabzon’da kendi köyümde spor salonu yaptırmak istedim, ilçe belediye başkanı, “Üniversiteye yaptır” dedi. 7 yıllık proje öylece duruyor. Türkiye’ye futsalı katmamız gerekiyor. Bunun için de salon olması ve destek görmesi lâzım. Rio neden Rio? Neden Brezilyalılar Brezilyalı? Adamların canı sıkılıyor, iki kişi plaja gidip top sektiriyor. Dört kişi toplanıp plajda ayak tenisi oynuyor. Biz tatilden tatile oynuyoruz. Brezilya’da oynayan profesyonel futbolcular plajda keyfine oynuyor, kendilerini hazır tutuyorlar… Bunun bizde de kültür hâline gelmesi gerekiyor. 12 yaşındaki bir çocuğun arkadaşına, “Hadi gidelim kıyıda top sektirelim” demesi lâzım. Ama bizde plaj futbolunu insanlar ne kadar tanıyor? Plaj ligi olduğunu insanlar ne kadar biliyor? Bizim spor kısımlarının tamamına sportmen yetiştirmemiz gerekiyor. Ve bu altyapı değil, bir organizasyon işi. Üstten buna bir bütçe ayrılması gerekiyor. Bunu bilen insanların yönetmesi gerekiyor. Elimizde büyük pahalar, büyük şanslar var. Bunları pahalandırmak kendi elimizde. Yeni kuşak daha zeki… Muhakkak bir bütçe belirlenip işin ehli insanların idaresine verilebilir… İnanın bu insanlar organizasyonu genişletir. Günümüz futbolundan ülkemizde ve dünyada kimleri beğeniyorsun? Şanslı kuşak olarak Ronaldinho’yu izledik. Şimdi Messi’yi, Neymar’ı, Cristiano Ronaldo’yu izliyoruz. Sahiden hepsi de izlemesi farklı ayrı keyifli oyuncular. Türkiye’den de iki taraflı, kreatif oyuncu olarak Mert Hakan Yandaş’ı, Oğuzhan Özyakup’u söyleyebilirim. Yusuf Yazıcı ve Abdülkadir Ömür’ü çok beğeniyorum. İki istikametli oyuncuları beğeniyorum. Duran top özelliği, çalım atma özelliği, değişik tahlil üretme özelliği olan oyunculara hayranlık duyuyorsun. Dersen ki bana şu an ligin en iyi oyuncusu kim; Anthony Nwakaeme derim. Zira onda her şey var. Bir yandan da teknik adamlık için eğitim alıyorsun. Futbolculuktan teknik adamlığa geçişte ortadaki farkı nasıl yorumlarsın? Örnek aldığım hoca figürü Aykut Kocaman. Kendisiyle 6 sene çalıştım. Futbolcuyken de sorumluluk alan, takımı çok sahiplenen, çok düşünen, futbolu çok yaşayan bir oyuncu olduğum için aslında futbolculuğumda biraz yardımcı hoca üzereydim. O yüzden benim için bu geçiş çok zor olmayacak. Ama bakış açım kesinlikle değişecek. Almanya’da doğup büyümenin verdiği eğitim, büyük kulüplerde çalıştığım değerli hocalardan aldıklarım… Bunların hepsini birleştirip çağdaş futbolun iki istikametli, süratli geçiş oyununu nasıl en iyi şekilde başarabilirim; bunun hesaplarını yapıyorum. Futbolculuktan çabucak hocalığa geçmek istemiyorum. Eğitimime zaman ayırmak hedefindeyim. Hem lisanslarımı almak hem de deneyim kazanmak niyetindeyim. Şu an futbolu bırakıp çabucak hocalığa geçen arkadaşlarımız var. Onlara da muvaffakiyetler dilerim. Ama ben biraz daha eğitime yönelmek istiyorum. Kimi yorumları dinliyorum; ehliyeti olmadan antrenörlüğe başlamanın yanlış olduğunu söylüyorlar. Bence haklılar da… Her şeyin bir mühleti var. Bence o süreyi iyi pahalandırmak gerekiyor. Başladığın zaman hazır olmalısın. Futbolculuğu bir kenara bırakıp, “Evet ben bir öğretmenim, teknik direktörüm” demek gerekiyor. İnşallah tek hayalim ve gayem futbolcuları geliştirerek onlara bir şey katmak. Türkiye’de 18 seneyi dolu dolu yaşadın. Önümüzdeki 20 yılda Türk futbolu ismine nasıl bir ilerleme kaydedilir? Türk futbolcusu çalışmayı sevmeye başladı. Bu hoş olan gözlemlerimden bir tanesi. Bilhassa 1980 neslinden sonraki grup, çalışmayı seven bir kuşak. 1990 ve 2000’li kuşak çalışmayı daha çok seviyor ama doğal hepsi için söylemiyorum bunu. Altyapıdan çıkan oyunculara bakıyorum, fizik olarak hazır olmayanlar var. Yabancı oyuncular çalışkan ve eğitimli olduğu için onlar da biraz bizimkileri kamçılıyor. Biraz yol kat ettik. 15 sene önce altyapıdan çıkan oyuncunun tembelliği ile şu an altyapıdan çıkan oyuncunun tembelliği bir değil. Bir ilerleme var. Şimdi tertipten bahsettik ya… 13 yaşındaki çocuğumuza okul ekibinde torpil geçmeyip, eğitimini düzgün verip, yeteneğini 13 yaşına gelene kadar 600 maç oynatarak geliştirebilirsek, o zaman 20 yıl sonra bizim de Dünya Kupası’nda amacımız olabilir. Ama bu organizasyon olmazsa 24 yıldır katılamadığımız Dünya Kupası’na 20 yıl içinde katılabilir miyiz? Bilmiyorum. Yetenekli oyuncularımızı kaybetmeden nasıl daha verimli hâle getirebiliriz? Bunun nedenlerini açıklamaya çalıştım… 10 yaşındaki çocuk turnuva oynamaya, maç kazanmaya alışıyor, rakip kim olursa olsun yaratıcılığını sahada göstermeye başlıyor. Bizde ise bu durum maalesef hâlâ çok geç. Geç başlamasına karşın yetenekli oyuncular çıkıyor. İki haftada dünya yıldızı yapıyoruz. Dördüncü haftada, “Bunun maç performansı oturmamış” diyoruz. Sekizinci haftada, “Bu çocuk yükselince şaşırmaya başladı” demeye başlıyoruz. Neden? Çocuk o denli bir kaos ortamında büyüyor ki… Ve o çocuk büyüyünce ya da büyük takıma transfer olunca, “Ben insanlardan hesap soracağım” diyor. Maalesef o stil oyuncular yetiştiriyoruz. Çocuk bu üslup zahmetlerle büyüdüğü için karakteri de kin tutmaya dönük olabiliyor. Zira o denli görmüş. 10 yaşındayken yetenekli diye öğretmeni torpil geçmiş. Okul müdürü, “Senin gelmene gerek yok. Okul ekibinde oyna yeter” demiş. Okul ekibindeki hocası akıl vermekten korkuyor, suyuna gidiyor. E pohpohlama derken 18 yaşında yetenekli ama dünya futboluna hiçbir şekilde uygun olmayan bir karakter yetişiyor. Kaybolup gidiyor maalesef. İsim vermek istemiyorum. İsim verildiği zaman benim zoruma giderdi zira. Biz Sergen Hocaya hayran büyüdük. Yorumculuk yaparken bizim için negatif bir şey söylerdi, benim zoruma giderdi. Ona duyduğum hayranlık bir tarafa geçerdi… O yüzden ben hiçbir TV kanalında genç oyuncularla ilgili yorum yapmak istemiyorum. Zira benim kalbimin kırıldığı şeyi diğerine yaşatmak istemem. Hele de hayranı olduğum bir insan bunu söylediği zaman iki kat koyuyor. Bir yandan kırgınsın, bir yandan da sana ders oluyor. Sen bunu bir sonraki kuşağa yapmamalısın. Bu da bana ders olmuştur. Bugün Türk futbolunun yetkili mevkilerinde senin geçtiğin yollardan geçen Hamit Altıntop, Oğuz Çetin gibi çok değerli isimler var. Tüm anlattıklarının farkında olan ve bir şeyleri değiştirmek isteyen bir ekip görevde… Bu mevzuda neler söylemek istersin? Oğuz Hocamdan başlayayım… Ben A Ulusal Kadro’ya gittiğimde, yardımcı hocaydı. Oğuz Hocanın oynadığı maçları canlı olarak izleyemedim ama sonradan kayıtları seyrettiğimde vizyonunun ne kadar geniş olduğunu, bir satranç oyuncusu gibi beş atılım sonrasını düşündüğünü gördüm. Nitekim bu türlü bir futbolcuydu… Onun önderliğinde bir antrenör eğitimi var şu anda. Bu saydığım tertipleri kimler yapacak? Eğitimli antrenörler yapacak… Biz ona da biraz geç başladık ama sağ olsunlar başladık. Çok hoş bir yapılanma var. Bu yapılanmanın başında da çok önemli bir isim olan Oğuz Çetin var. Çağdaş futbolun her kolunu kapsayacak ve altyapısını dolduracak bir insan var başta… Bu Türk futbolu için büyük baht. İnşallah iyi antrenörler yetiştiği zaman geleceği kurtarmış olacağız. BAL Ligi’nin de antrenörünün iyi olması bizim için çok önemli, Süper Amatör’ün de iyi olması çok önemli… Bir amatör takımın bile U15’te, U13’te, U11’de, U9’da iyi teknik yöneticileri olursa biz o zaman bu yarışa dâhil olabiliriz. Lakin o zaman Almanya, Fransa, İngiltere, Brezilya ile yarışabiliriz. Bu söylediklerini destekleyen insanlar görevde… Evet, şimdi oraya geliyordum. Oğuz Hocamı da Hamit ağabeyi de beni de Almanlar yetiştirdi. Adam dört defa Dünya Şampiyonu olmuş. Neden? Takım oyununu benimsemiş. Müller’in röportajı var. Diyor ki, “Biz dünyanın en iyi oyuncusunu çıkarmayız ama ulusal formamızda dört yıldız var. Zira biz bir takım oyuncusu çıkartırız.” Hamit ağabey de Oğuz Hocam da büyük bir şans… O meslek ve vizyona sahip insanlar, size bahsettiğim organizasyonu kurar. Emre Belözoğlu kurar, Okan Buruk kurar. Bir sonraki süreçte ben kurarım, biz kurarız. Buna değinmeye çalışıyorum… Bu organizasyon kurulunca biz Dünya Kupası’nda uzunluk gösterebiliriz. O insanlar hazır olacaklar. Bu talih yakalanmışken inşallah kıymetlendirilir. Özer deyince Alex’le anılara değinmemek olmaz… Bize neler anlatırsın? Ankaraspor’da oynarken ligimizde Lincoln, Alex ve Delgado vardı. Ben de Ankaraspor’daydım ve asist kralıydım. 22’nci haftaya kadar 16 asistim vardı ama ayağım kırıldı. Avrupa Ligi’nde de asist kralıydım. Barcelona’dan Xavi beni geçti. Ben kendimi Delgado, Alex ve Lincoln’le kıyaslıyordum. Meydan okumadan bahsediyoruz ya hep… Ben de onlara meydan okuyordum. Hepsi bambaşka yeteneklerdi. Ama natürel Alex çok diğer bir yerde, başka bir düzeydeydi. 80 defa ulusal olmuş, idmanda gol kaçırmaz. 10 tane frikik atar, hepsi 90’dan gol olur. Temas oyununda sorun çözer. Oyun sıkışınca bacak arası atar, karşı karşıya bırakır… Senin yapamadığını öteki birisi yapınca insan ona hayran olur. Benim de Alex’e bu türlü bir hayranlığım var. Ailemle sohbet ederken bana hep, “Alex’le Emre Belözoğlu’nun olduğu takıma gittin. Ne kadar şanslısın. 22 yaşında oraya gittin. Onların en deneyimli oldukları vakitte gittin” diyorlar. Bugün bu türlü bir ikili hiçbir takımda yok. Onlardan çok hoş şeyler öğrendim. Alex’le çok hoş anılarım var. Mersin Antrenman Yurdu’na 50 metreden golü attım, devre arasında soyunda odasında otururken Alex bana, “Özerinho senin meslek bitti. Bu senin en hoş gol” dedi… Daha o zaman 24 yaşındayım. “Vay arkadaş” dedim, “Burada da mı ileri görüşlüsün? Tahminen daha hoşunu atarım? 16 metreden kaldırıp röveşata atarım belki…” Ama nitekim de dediği çıktı. Mesleğim bitti, en hoş golüm o goldü… Beni çok beğeniyor, “Senin yaşında ben bu kadar hareketli değildim. Senin çok daha değişik hareketlerin, hoş çalımların var” diyordu. Beni övüyordu. Bazen bana takılıyordu. Mesela getirip getirip bana pas veriyordu. Ben de içeri çekip bir ara pas daha veriyordum. Bana, “Sen sevmiyorsun şut ha” diyordu. Şut atmayı çok seven bir oyuncu değilim. Alex’in duran top ve şut yeteneği genetik olarak farklı bir düzeyde. Her zaman onun ve Selçuk İnan’ın duran top yeteneğine hayran oldum. Plajda vurursun bence… Plaj futbolunda alan daha dar olduğu için ve takımda Alex olmadığı için, Cem Keskin’den fırsat kalırsa ve izin verirse vururum (gülüyor). Oynadığım kadrolarda benim de bahtıma hep iyi frikik atan adamlar vardı. Alex, Bilal Kısa, Olcan Adın… Vay arkadaş biz ne zaman frikik atacağız? 32 yaşında Bursaspor’da üç-dört frikik kullandım da biri anca gol oldu. Plaj futbolunda nereye kadar gitmek istiyorsun? Olağanda plaj aklımın ucundan geçmiyordu. Tamamen teknik yöneticiliğe hazırlanırken Ozan Yılmaz Hocamın teklifiyle karşılaştım. İlk kampı bitirelim inşallah. Buradaki oyun kurallarını öğreneyim. Yatkınlığımı, yeteneğimi bir göreyim, sonra hocam benden şad kalır ve davet ederse bu kümeyle bir muvaffakiyet elde etmek isterim. Amaçsız hiçbir şey olmuyor hayatta. Özgüveni yüksek ve kazanmayı seven bir beşerim. Tavlada kazanınca bazen, “Benim dedem Maradona” derim şakasına… “Hep kazanmak için doğmuşum” derim. Kazanmayı seven ve çok keyif alan bir beşerim. Burada da katkı sağlayabilirsem ne mutlu bana. Baktım ayak uyduramıyorum, o zaman plaj futbolunu dışardan desteklemeye devam ederim. Türk insanın plaj futbolu olduğunu, buraya çocuklarını gönderebileceklerini bilmeleri için çalışmaya devam ederim. Benim unuttuğum, senin eklemek istediğin bir şey var mı? Organizasyon çok önemli, bunu bir defa daha vurgulamak isterim. Medya algısı da çok önemli. İnşallah bu organizasyonu sağlıklı yapacak insanları medya da dayanaklar. Türk halkının dualarına gereksinimimiz var. Burayı biraz daha özümsesinler. | ||
| ||
| ||
|